|
|
maviADA "her şey insanla güzel,her şey insan için." |
|
sanat |
doc.dr. hasan erkek |
||||
| sayı 1 NİSAN 2008 | |||||
|
Dünyaya, hayata olan anlama merakım, anlaşılamamaktan (dolayısıyla daha iyi anlatma tutkusu edindim) şikayetçi olmam ve çocuk yaşta gelişmiş sorumluluk bilincim (yararlı olma, değiştirme, dönüştürme sorumluluğu) yazmamdaki en temel itici güçlerdir. Sanat herkesin hayatında –az ya da çok- yer alır. Değişen niteliğidir. Ama belirli bir sanat eğitimi sanat beğenisini geliştireceği gibi, o kişilerin sanatı büyük bir ihtiyaç olarak görmelerini de sağlayacaktır. Sanatı süs olmaktan, fazlalık olmaktan çıkaracaktır. Toplumumuzda sanatçıya hala kuşkuyla bakılıyor. Genel geçer bir yaşama biçimine sahip olmadığı için kolay kabul görmüyor. Öte yandan devlet de, sanatçısıyla barışmış değil. Devlete göre, sanatçı düzen tutmaz, düzene uymaz, düzenin dışına çıkmıştır. Tekin değildir. Ne zaman ne yapacağı belli olmaz. O nedenle izlenmesi gerekir. Potansiyel düşünçe suçlusudur. Oysa sanatçınn muhalif tutumunu bir erdem olarak görmeli ve buna saygı duymalı. Her şeye rağmen yaşamımdan memnunum. Hayatı anlamanın, kendini ifade etmenin, dünyayı değiştirmenin sınırı yoktur. Bu bitmez tükenmez bir hazine gibi gelir bana. Yazar yazar, tüketemem. Ayrıca sürprizlerle doludur. Sonlu şeyler, tamamlanmış işler, varılacak hedefler bende sıradanlık duygusu yaratır ve sıkıcıdırlar. Eşik Üçlemesi adını verdiğim üçlememin üçüncü (ilki ikisi Bedel ve Eşik) oyununu yazmakla meşgulüm. Sanatçı daha duyarlı değilse bile duyduklarını dile getirme yetisini edindiğinden bir farklılık taşır. Yazar ve yazdıklarını yayar. Bunu yaparsa ancak rahat edebileceğini düşünür.. Dünyayı, toplumu, insanı ve hayatı anlamayı iş edinmiştir. Bazen bunu farkında olmadan yapar. Çünkü yazmak başlıbaşına değiştirmektir. Her sanatçı kendi perilerini kendi yaratır. Onları deneyimleriyle besler, ideolojisiyle uçurur ve bireysel dehasıyla uzağa ve yükseğe gönderir. Arkalarından da kendisi gider. Sanat hem yaratırken ondan keyif alan sanatçı içindir, hem alımlarken ondan tat alan bireyler içindir. Ayrıca bireyler, sanatın katkısıyla dönüşüp kendileriyle birlikte toplumu da dönüştürdüklerinden toplum içindir. Sanatsız kalan toplumlar hem kendileri hem de başkaları için çok sıkıcı olurlar her şeyden önce. Kendilerini yeterince anlayamazlar, yeterince anlatamazlar, birbirleriyle yeterince güçlü iletişim kuramazlar. Sahip oldukları duygular aşınır, yerine yenisini üretemezler. Duygusal bir çölleşme olur. Akılları da katılaşır. Renkleri donuklaşır. Gözleri körleşir. Esin perileri gerçek anlamda yoktur, kuşkusuz. Ama karşımıza kılık değiştirmiş olarak çıkarlar zaman zaman. Bazen etkilendiğimiz bir şiir kılığında, bazan içimizi dağlayan bir sokak olarak çıkarlar görünürler bize. Birer anı olarak gelip aklımızı bulandırdıkları da olur, geleceğe yönelik bir düş olarak gözümüzü kamaştırdıkları da. Perilerin yaratmaya katkıları onlardan etkilenme derecemize bağlı. Duyarlı bir algılama, yaratıcı bir zeka ve zengin bir hayat deneyimi hiçbir periyi kaçırmaz. Esin perisi bazan da gerekli koşullardır. Onlar varsa, peri de gelir. Özel koşullar aramam yazmak için. Engeller olmasın yeter. Sanaçının kalbi perilerin ökse otudur. Sanatın öğretilebilir yanları vardır. Başka yapıtlar da esin perisi olabilirler benim için. Ama onlara benzeyen bir yapıt değil de bambaşka, o yapıtlara esinlenme bağıyla bile bağlı olmayan yepyeni bir yapıt yazabilirim. Yapıt uyarıcı olmuştur sadece. Hem de bazen, kışkırtıcı bir biçimde, tam aksi yönde. Yaratmak, içinde yer aldığımız sanatsal dili geliştirmektir, onda büyük dönüşümler, devrimler yapabilmektir. Ortaya koyduğumuz her yapıt için aynı şeyleri söylemek kolay değildir. Belki bunun dışında kalanlara üretim denebilir. Bazı yazarların seri üretim yaptıklarına da tanık olunmuştur. Yaratırken, alanımın geleneği, o gelenek içinde yer almış ama yeterince başarılamamış olan deneyimler bana meydan okur. Çağım da, meydan okuyan bir başka olanaktır benim için. Geleneğin üzerine, çağıma yakışır ve çağımdan beslenen ama ona etki edebilecek ve aynı zamanda geleneğe eklemlenecek bir tuğla koyma isteği beni uykumdan uyandırır zaman zaman. Kalabalıklardan uzaklaştırır kimi zaman. Parasız bırakır. «Eve ekmek ve tuz götürmeyi » unutturur bazan da. Toplumsal rüzgarlar bizi yalnız bırakmaz onu hissedebilirsek. Daha da önemlisi, hissettiğimiz toplumsal rüzgara doğru yön verebilmektir. Yeniden kurgulamak ve uyarlamak yaratmaktan çok üretmeye denk düşer. Öykünme yaratmanın başlangıç aşamasında bir çeşit öğrencilik olarak hoş görülebilir. İntihal ise yaratcılara ve sanata en büyük darbelerden biridir. Hem kendine, hem de yaratcı sanatçıya ihanettir.Toplumunun nabzını tutabilen bir bireyin yarattığı yapıtlar aynı zamanda toplumsaldır da. O istemese bile toplumsal bir nitelik kazanır. Önemli olan sanatçının topluma karşı duyarlı kılabilmesidir kendisini. Sanatçı önce bitirip kurtulmak ister. Ama bitirince daha büyük bir felaket başlar, çünkü bu kez de beğenmez yaptığını. Beğenmesi çok kısa sürer. Yazmaya başlamadan sancılanmak kötü değildir. Sancıları iyi takip etmek ve kıvamında başlamayı bilmek gerekir. Yoksa yapıt gider sadece sanıcıları kalır geriye. Yaratmaktan çok keyif alırım. Evim bir tek o zaman çekici gelir. Yoksa dışarıcı hep daha caziptir evimden. Yazmak bir tutkudur ama onu sorumlulukla gerçekleştirmek gerekir. Her yaratıcılık bir meydan okumadır. Beğenilmeyenin yerine yeni bir şey koymaktır. Sonra o da çevreye karışır ve sanatçı bir süre sonra onu da beğenmez. Kısa, güzel anlar için ömrünü verir. Sanatçı kişi var’olanı beğenmez, daha iyisinin mümkün olduğunu bilir ve bunu denemeden duramaz. Hayatı bu denemelerle geçer. Ölünce de biz onları yapıt diye okuruz. Bazı denemelerine ise «başyapıt » adını veririz. Geleceğe kalmak bugünü, bu çağı iyi özümseyerek, bugünün, bu çağın araçlarını iyi kullanarak yapıta dönüştürmekle mümkündür. Geleceği yazarak değil Yaratmada genetik yatkınlık da olabilir. Zeka ve hormonlarda bu geçerli olabilir örneğin. Sanatçılar çevrelerinden, var’olandan memnun olmadıkları için, bir tepkiyle yaratırlar. Onların çocukları da çevrelerine tepki gösterirler ama bu çevrenin içinde sanatçı ebeveynleri de vardır. Onlara da tepki gösterirler ve belki de bu nedenle sanatla uğraşmazlar. Yaratıyı destekleyen şeyler başka yaratılar ve uçsuz bucaksız bir hayattır. Köstekleyense, gündelik rutin işlerdir. Oysa sanatçılar hayatta yol aldıklarını bilmeliler. Olabildiğince, sanatta olduğu gibi hayatta da hiç tekrara düşmemeliler. Yoksa kendilerini tüketirler. Yaratmanın olmazsa olmaz üçlüsü, o alanın geleneğini iyi bilmek, geçmiş ve gelecek zinciri içinde çağını iyi özümsemek ve sürekli denemektir.
|
|||||
|
|
Bize
Gelenler:![]() |
Yaz 2008 çıktı...
İçindekileri
|
|||